Gelişim Üniversitesi Grafik Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Nuri SEZER’le
GRAFİK TASARIM üzerine söyleşi.

Yılların Grafik Tasarımcısı ve Hocası, TGDD Akademik ve Mesleki Eğitim Birim Başkanı Nuri SEZER, TGDD başkanı Faruk ÇAĞLA’ya  üzerinde çok konuşulacak cesur açıklamalar yaptı;

piyasa deneyimi olmayan hocalarım kırılmasınlar ama, yapılan tasarımın uygulaması da çok farklı olduğunu da unutmamak lazım… (…) Bunun yanında alaylı diye gördüğümüz arkadaşlarımız, piyasada çalışıyor, bu eğitimleri usta çırak ilişkisiyle öğreniyor ve çok başarılı arkadaşlar mevcut, hiçbir zaman küçümsememek gerekiyor. Diplomayla her şey olmuyor, ben hala yenilikleri takip edip, kendime kattığım bilgileri öğrencilerime aktarmak için uğraşıyorum ve piyasadan da korkmuyorum”

Piyasadan korkmayan, sözünü esirgemeyen değerli Nuri SEZER hocamızın cesur açıklamaları bu söyleşide… Okumanızı öneriyoruz.

Değerli meslektaşım ve Sayın Hocam Nuri Sezer, hoş geldiniz. Önce klasik bir soru ama zorunlu bir soru, sizi tanımayan azdır ama onların tanıması için kısaca değil isterseniz uzunca söz eder misiniz; Nuri SEZER kimdir, İzmir-İstanbul macerası nasıldır, öğretim görevlisi olma, yard. doç olma serüveni nasıl gelişmiştir?

nuri-sezerBen 1960 Konya Doğumluyum,1978’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisine bağlı UESYO, o dönemlerin ilk özel üniversitesinin batarak, 1968’de Güzel Sanatlar Akademisine bağlanmasıyla oluşan okulun Grafik bölümünde okudum. İzmir 9 Eylül Üniversitesi Grafik bölümünden gelen teklifle orada Uzman kadrosuyla göreve başladım… Başladım ama 1988-1995 e kadar,1995 de ayrıldım.Çünkü; piyasa eksiklerimin çok fazla olduğunu,bunu okulda aldığım bilgilerimle yapamayacağımı anlamıştım. Stajlarımı iyi yerlerde yapmama rağmen,eksikler çok fazlaydı,kendi büromu açmaya karar verdim. Birden bire büyük müşterilerle çalışmaya başladım Raks, Vestel,Yaşar Holding, Antalya’da oteller,Defne grup hotelleri, Pegasus,Side Belediyesi,seçim zamanlarında partilerin reklam kampanyaları vs. Sonra matbaa (Print House) sonra NS Ajans ve 2004’de tekrar Üniversite… Haliç Üniversitesiyle Akademik hayata yeniden başladım, ama artık eksiklerimi gidermiş ve kötü bir ticaret adamı olduğumun farkına varmıştım. Sebep; alacağınızı almaya gittiğiniz müşteriye, üzülüp cebinizdekileri de vermeye kalkarsanız o zaman da ticaret olmuyor.

Sayın hocam, sizi uzaktan izlediğim kadarıyla grafikerliğin sorunları veya hakları ile sizi çok ilgili ve dolu görüyorum. Ayrıca diğer hocalarda göremediğimiz ya da daha seyrek gördüğümüz özellikle mesleğin geleceği ve eğitim sistemi üzerine çok cesur yorumlarınızı da görüyorum. Birçok hoca arkadaşımız gibi çekimser kalmıyorsunuz ve ataksınız.. Bir çok hoca dostum, arkadaşım, meslek duayeni grafiker arkadaşım TGDD’ye duyarsız ve ilgisiz kalırken, siz pat diye Tüm Grafikerler Dayanışma Derneğine üye oldunuz… Bu cesur tavrınızı neye bağlamalıyız, niçin bu kadar duyarlı ve ilgilisiniz? Niçin bir köşede oturup olan biteni uzaktan seyretmiyorsunuz? Niçin etliye sütlüye karışmam, bana dokunmayan bin yaşasın demiyorsunuz?

Bunu , mesleğime olan saygı ve gençlere düzgün bir meslek eğitimi verme arzusu ve toplumsal iletişimin sağlıklı olması için yapıyorum.Tabiî ki mesleğimizin dertleri ve meslektaşlarımızın hakları en önemli sıradadır. ’’Vermezsseniz değer, haaa öyleymiş meğer.’’ gibi neticelere varmamak için. Yani sanılarla tanı konulmaz,yapacağımız her şeyden emin olmamız lazım. Tabiî ki bunlar tecrübelerle oluyor ama en az zararlarla genç meslektaşlarımıza tecrübelerimizi aktarmak ve bizim yaptığımız yanlışları anlatarak onların kafalarında yer almasını sağlamak ve onların bizden daha az zararlarla mesleklerini yapmalarını sağlamak için.

Hocam gerçekten kimseden korkunuz yok mu? Bir de özel sohbetlerimizde artık değerimin altında değil, tam değerimin karşılığını isteyeceğim diyordunuz, bunu biraz açar mısınız?

nuri-sezer2Mesleki olarak kendime güvenim var ama bu sadece güvenle olmuyor, bizim zamanımızda toplumun değer yargılarıyla,şimdiki zamanda değerler aynı değil. Bizim zamanımızda mesleklere saygı vardı ,maalesef şimdi yok, yani herkes her işi yapar durumu düşüncesine sahip olundu. Bizim dönemimizde yaptığımız işi müşteri geneli, o iş onun işidir bizim için en doğruyu yapar inancıyla bakılır,biz de suistimal etmezdik. Muhakkak ki içimizde edenler de olurdu belki ama dışlanırdı bir süre sonra. Onun için özgüvenimizle hareket eder ve müşterimizi kaçırmamak için bu tip suistimallere girilmezdi.

Bana göre toplumsal kültürün dışsal kültürlerle karmaşası, toplum ahlakı, gelenek ve göreneklerimiz bozdu. Her şeyin paraya dayanıştırılması kültürel yapının bozulmasına,onun da mesleki değerlerin yok edilmesine sebebiyet verdiğine inanıyorum. Ben bunun böyle olacağını 2000 senesinde farkına varıp, 2004 de tekrar Üniversiteye dönmeye ve bu değerleri öğrencilerime aktarıp ,bu değerleri az da olsa aşılayabilirsem mesleğime katkım olur düşüncesini ön plana aldım. Tabi ki tuzu da kuruttuk bu arada, nasılsa maaş geliyor gibi düşünülebilir, ama ben ticaret hayatımda da aynı yapıdaydım. Ben hep koşturup, hep çalışmayı özümsedim, biri olmazsa, diğerinden para kazandım, ama mesleğimden çok fazla ödün vermeden.

Nuri Hocam Allah bağışlasın, kızınız da grafik bölümü hocası, üstelik o da yard. doç. oldu sanıyorum. Armut dibine düşmüş diyelim. Ben ve oğlum da grafikeriz. Sizin de ailecek grafiker olmanızı neye borçlusunuz?

Kızım benim ve eşimin hayatta tasarımını yaptığım ve çok sevdiğim bir sanat eseri bizim için…

Kızım Psikoloji okumak istiyordu, o dönemlerde psikoloji toplumda daha bugünkü yerini almadığını ve güzel resim yaptığını, sanata ilgisini biliyordum ve hayat senin hayatın ama bak ben bu işi yapıyorum, eğer arzu edersen , hiçbir zaman zorlamadan, bu işin keyfini gösterdim. Mesleğimizin ne kadar eğlenceli ve mesleğinde bıkmadan her sektöre hitap edeceğin ,mesleki yelpazenin çok geniş olduğunu, çocuk alt bezinden, mezar taşına kadar grafik değerlerinin varlığını ona anlattım. O da kabul etti ve şu anda bu mesleği seçtiğinden çok memnun, ama ben ona akademik eğitimin yarın yaşamına getireceği katkıları da anlattım, yüksek lisans,doktora gibi, ama piyasasız olmayacağını da.Toplumumuzun maalesef zafiyetleri var.

Ne gibi ? derseniz, hoca olmakla bu işi iyi bildiğiniz gibi, tabiî ki hocalık araştırma, geliştirme vasıflarını da taşıyor ama, piyasa deneyimi olmayan hocalarım kırılmasınlar ama, yapılan tasarımın uygulaması da çok farklı olduğunu da unutmamak lazım. Ölçüsüyle, ürünüyle,formasıyla, gofrajıyla, laminasyonuyla, selefonuyla, UV lakıyla, Ofset,Tipo baskısıyla Fleksosuyla, Tifduruk baskısıyla,serigrafisiyle,tampon baskısıyla, animasyonuyla, illüstrasyonuyla, fontuyla, tipografisiyle, bilgisayar programıyla,bıçağıyla,kazanlı kesim makinalarıyla, CTP kalıp sistemleriyle, renk ayrımı ,CMYK, RGB vs. bu bilgileri bilmemiz gerekiyor.

Bunun yanında alaylı diye gördüğümüz arkadaşlarımız, piyasada çalışıyor,bu eğitimleri usta çırak ilişkisiyle öğreniyor ve çok başarılı arkadaşlar mevcut,hiçbir zaman küçümsememek gerekiyor. Diplomayla her şey olmuyor, ben hala yenilikleri takip edip, kendime kattığım bilgileri öğrencilerime aktarmak için uğraşıyorum ve piyasadan da korkmuyorum. İş sadece para kazanmak değil, para kazanmak tabiî ki mesleğimizi yapmamız için olmasa olmazı, ama önce alacaksın , sonra vereceksin. Güzel bir söz almadan vermek Allaha mahsustur, Allah bile bizden bir şeyler yapın ben de karşılığını sizlere vereyim diyor.

Onun için kızıma da bu yolu göstermeye çalıştım. Sen de oğluna akademik eğitimiyle beraber piyasa deneyimlerini aynı mantıkla aşılayarak yetiştirdin ve oğlunu çok takdir ediyorum,üniversite bitirmedim, diplomam yok gibi saplantılara girmeden gayet güzel işlere imzasını atıyor.

Sevgili Hocam biz üniversitede okurken bilgisayarlı grafik tasarım eğitimiyle henüz tanışmamıştık. O günlerde degrade tonlamalarını pistole ile, yuvarlak çizimleri şablonlarla ve rapidolarla yapardık. Siz çalışma hayatında ilk kez nerede ve nasıl bilgisayarla tanıştınız?

Farukcum inanır mısın o günleri çok arıyorum,sebebide, sanatsal yaratıların zevkini mutluluğunu daha çok tadıyorduk, 256 MB bilgisayarla 1995’de PC’yle başladım. Bir Mac fiyatına dört adet PC alınabiliyordu, o günkü şartlar İzmir’de bize onu sağladı, çok heyecanla ve keyifle başlamıştık.

Bilgisayarlı Grafik Tasarım konusunda neler söyleyebilirsiniz? Okullarımızda bilgisayar kullanamayan grafik hocaları konusunda neler söyleyebilirsiniz? Ressam olup da grafik bölüm başkanları var, ressamların grafik bölümlerinde etkin ve yetkin olması konusunda neler söylersiniz?

Okullarda Ressam olan Grafik Bölüm Başkanlarına ya da Öğretim Elamanlarına kızmıyorum, sisteme kızıyorum. Bir de biz Grafik Tasarımcılara kızıyorum. Bir bölüm açabilmek için en az 3 Öğretim Üyesi (Yrd.Doç.-Doç.-Prof) olması gerekiyor,sistem bunu diyor ama Resim bölümünü bitirmiş hocalarımız da maalesef Türkiye’deki Sanat anlayışından dolayı para kazabilmeleri mümkün olmadığından, yani kime resim satıp ta yaşamını idare edeceksin mümkün değil, onun için biz grafik tasarımcılardan önce akademik eğitimlerini tamamlayıp hocalığını alıyorlar. Maalesef grafik tasarımcı piyasa ile çalışıp para kazanma imkanlarını değerlendirirken, akademik eğitim, yüksek lisans ve doktora gibi akademik eğitimlerini tamamlamıyorlar. Tabiî ki zor, hem piyasa hem kariyer zor bir iş ,o yüzden resim bölümleri devlette az miktarda olması ve özel üniversitelerin de bu anlayışı bildikleri için resim bölümü açmamaları, daha piyasaya yönelik bölümler açtıkları için, resim hocaları Bölüm başkanı da, Dekanı da olmaları, grafiğe en yakın bölüm olarak resimden hoca seçme zorunluluğunu getiriyor.

Buradaki hata yine bizlerin diye düşünüyorum.Hadi bu bizim dönemlerimiz için zordu, devlet üniversitelerine yüksek lisans ve doktora için 4-5 kişi alıyorlardı, ama şimdi ismini vermiyeyim ama özel üniversitelerde 80 kişi yüksek lisans yaptığını ve onlara hocalık yaptığımı biliyorum. İçlerinde grafik bölümünü bitirmiş arkadaşlar elle sayılacak kadar az, işletmeden ve diğer bölümlerden arkadaşlar fazla. Yani vazgeçtim resim bölümünü, en azından alt yapısı sanat ama işletmeden, hatta aile hekimi bile vardı. Bu arada 4 tane İngilizce hocası vardı, yaşları büyük olup üniversitede hocalık yapıp sadece keyfi olarak ,zevk aldıklarından bu işi yapan… Ama bu kadar başarılı, bu kadar ilgili grafik öğrencisi de görmedim, belki yaşlarının verdiği olgunluk ve özgüvenden, inanın 4 yıl eğitim verdiğim öğrencileri geçtiler.Bu da bana çok enteresan geldi. Önce istek, ilgi ve sonra da bilgi oluyor.

Hocam sizce ideal Grafik tasarımı eğitimi nasıl olmalı? Siz bu gün YÖK başkanı veya Milli Eğitim Bakanı olsanız Grafik Eğitimini nasıl planlardınız?

Ben YÖK Başkanı olsaydım sadece şunu yapardım; Lisans eğitimini yapmış olanlara hem yüksek lisans hem de doktora kendi dalı için izin verirdim.Tabi ki bizim bölümümüz için konuşabilirim. Milli Eğitim bakanı olsaydım ilkokulun 4cü senesi mesleki ayrıştırmalara, hadi biraz daha ortaokul bittiği seneden itibaren, çocukların ilgi ve yeteneklerine göre Liselere yerleştirirdim. Ana ve babanın isteğine, benim çocuğum doktor, mimar, mühendis olacak gibi düşüncelerinden arındırarak, senin çocuğun bu konuda ilgili, senin çocuğun diğer konuda ilgili diye analizlerle mesleki yapılandırmaya giderdim.

Nuri Hocam, söz ideal Grafik Eğitiminden açılmışken, biliyorsunuz; TGDD’nin bir AGA (Alternatif Grafik Akademisi) projesi var. Önce TGDD hakkında, sonra AGA hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim? TGDD’ye niçin üye oldunuz? Gençlere bunu açıklar mısınız ve TGDD’ye üye olmalarını tavsiye eder misiniz? Ederseniz neden edersiniz? Mesela siz niye TGDD üyesi oldunuz?

TGDD ye üye olma işine gelince, nasıl bir mimar yaptığı işin altına imza atmadan proje geçersiz sayılıyorsa, aynen Grafik Tasarımcı veya Grafikerin de aynı konuma gelmesi için, hukuki haklarımızın farkına varmamız için ve vergi muafiyetlerimiz hakkında bilgi sahibi olmak için TGDD bana mantıklı ve aktif bir dernek olgusunu yarattığı için TGDD ye üye oldum ve arkadaşlarıma ve öğrencilerime tavsiye ettim.

AGA projesine gelince beni en çok cezbeden kısmı, Grafiğin kendi içinde ayrışması gerektiğini ama bunu da proje haline getirerek Akademik bir yapıyla sunulmasının hayata geçirilmesini arzusu benim de hep düşündüğüm projelerdendi. Anadolu Üniversitesi bu ayrıştırmayı gayet güzel uyguluyor, niye özel üniversiteler ve diğer devlet üniversiteleri de uygulanmasın? Ayrıca verilen eğitim neden daha kaliteli olmasın? Ayrıca herkes bir Grafik Tasarımcı ve Grafiker lafını tartışıp duruyor, akademik eğitimliye ne denir,alaylıya ne denir? Bana göre kibar olanlar Grafik Tasarımcı da kaba olanlar, Grafiker algısı gibi bir şey mi diye düşünmek gibi… Yani Grafiker grafik yapan kişi anlamına geliyor,bunun akademik ya da alaylıyla ne alakası var? Adı; o olsa ne olur, bu olsa ne olur? Yaptığı iştir benim için… Tekniker de proje çiziyor ama mimarın onayı olmadan proje gerçekleşmiyor. Bu Kurumsal Ajanslarda da böyledir, Sanat Yönetmeni (Art Director), ya da kreatif Yönetmen (Creative Director) onayı olmaksızın iş oluşturulmuyor. Bakın burada Alaylı veya Akademik ayrışımı düşünmeksizin sadece 3 aylık kurslarla Grafiker veya Grafik Tasarımcı olunamayacağı vurgusunu, Akademik eğitim alan melektaşlarımın da 4 yıllık ,hatta yüksek lisans ve doktorayla da bu eğitimin yeterli olamayacağını, akademik eğitim alanın piyasa bilgisi, piyasadan yetişenin de akademik eğitim almalarının gerekliliğini vurgulamak istedim.

Sayın Hocam okuldan mezun olmuş bir grafiker piyasada ne gibi zorluklarla karşılaşabilir? Okullar öğrenciyi bu zorluklara hazırlıyor mu? Yeni mezun grafiker, piyasada nasıl ayakta kalabilir sizce?

Piyasada yeni mezun olmuş gençler,en önce uygulama zorluklarıyla karşılaşacaklar, yani okullarda yapılan işlerin uygulanabilmesi için ortamlar müsait değil, baskı atölyeleri yok. Grafikte en önemli şey mutfakta pişecek olan yemeği hazırlamasını bilmek gerekir.Ama maalesef okullarda bu mutfak mevcut olmadığından, yemek çiğden yeneceğinden istediği kadar güzel hazırlayın tadı olmayacaktır. Piyasada tecrübelenip yemek pişirmesini yani hazırladıkları grafiğin uygulamasını ve yöntemlerini öğrenmeleri gerekir. Tabiî ki burada gençlere de kızıyorum, yaz tatillerinin sadece 20 gününü bu işin uygulamasının yapılacağı yerlerde öğrenmek için çaba sarf etmeleri gerekiyor. Tatil daha ağır basıyor… Biz bunları öğrenmek için ücret bile almadan matbaa ,ajanslarda çok uşaklık ettik, ama öğrenciyken de arkadaşlarımızla birlikte 2. Sınıfta ajans açmıştık.

Nuri Hocam şu mektepli-alaylı grafiker meselesini biraz açsanız.Alaylılar düşük ücrete mi çalışıyor? Alaylıların daha yüksek kalitede tasarım yapmalarını sağlamak ve daha yüksek ücret almalarını sağlamak mümkün değil mi?

Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi işe gönülden sarılmak lazım,bazı alaylılar da, okuldan çıkan kalaylılarla dalga geçiyorlar,neden? Uygulama eksiklerinde, yapılan hatalardan dolayı demek ki alaylı gençlerin de, akademik eğitim alan kalaylı olduklarını sanan gençlerin de birinin piyasa birinin de akademik eğitim alması için AGA gibi projelerin gerçekleştirilesi lazım. Yani eksiklerini tamamlayıp, bu konuda iyi yetişmeleri sonunda,iyi işler çıkartırlarsa eğer işletmelerin de kafaları çalışıyorsa bu arkadaşların ücretlerini bana göre yükselteceklerini düşünüyorum. Kendilerini eğer bu eleman olmazsa olmaz, duygusunu işletmelere kabul ettirmeleri lazım. Bende yanımda eleman çalıştırırken önce yetiştiriyorum sonra ustalık aşamasına getirip, sorumluluğunu biliyorsa, zamanında işini yapıyorsa, yeniliğe açıksa mesleki bilgilerini geliştiriyorsa diğer çalışanla kıyaslayıp, bu arkadaşın gitmesi benim için kayıp diyip maaşını da arttırıyor, ona farklı imkanlar da sunuyordum, ama salla başı al maaşı mantığıyla giden arkadaşıma da bir zaman sonra güle güle diyebiliyordum.Önce şunu söyleyeyim toplumumuz maalesef memur zihniyetini çok seviyor, yani çalışıyorum bu kadar. Tabi ki işletme sahibi de ona göre değerlendirme yapıyor.

Grafik mezunu öğrencilerin branşlaşarak okuldan mezun edilmesi gibi bir konuyu sizinle daha önce konuşmuştuk. Şimdi bunu TGDD okuyucuları için biraz daha açar mısınız?

Bunu yukarıda sorduğunuz sorunun içinde uzun uzun anlattım. AGA projesinde bu konudaki düşüncelerinize katılıyorum.

Sayın Hocam, bir şey dikkatinizi çekmiş miydi; bizim öğrenci olduğumuz dönemde okuldaki hocalarımız piyasaya çatır çatır iş yaparlardı ve şimdi onlardan hayatta olanlar darılmasınlar ama, 45 dakikalık ders saatinin 10 dakikasını sınıfta bizimle geçirirler 35 dakikasını odalarında piyasaya hazırladıkları ekstra işlere ayırırlar ve okuldan aldıkları maşın on katını piyasadan kazanırlardı… Siz buna şahit olmuş muydunuz yahut bu kanaatimi paylaşır mısınız? Bu gün piyasaya çatır çatır iş yapan, piyasada aranan, piyasa tecrübesi yüksek hocalar var mıdır? Varsa sayıları ne kadardır? Sayıları azsa sebebi nedir Hocam?

Bizim dönemlerimizde de hocalarımız dışarıdan iş yaparlardı, ama şunu biliyorum ki bizimle ilgilerini bırakıp ta hiç durun şimdi işim var veya dersi harcamazlardı. O yüzden şanslıyım, hakikaten hocalarımızın hakkını hiçbir zaman ödeyemem. Bu dönemde piyasada iş yapan hocaları fazla göremiyorum, maalesef akademik eğitimde piyasayla kombinasyon yok denilecek kadar az. Buda işte yukarıdaki ifadelerimde belirttiğim gibi, öğrencinin uygulamaya yönelik eksikleri olmaktadır. Bu gün daha damadımız bana bu konularda bir şeyler sormak için geldiğinde baskı hocasından benim ona bugün anlattıklarımın hiçbirini almadığını ve bir kartvizit yaparken yan yana montajdaki eksiklerini ben bu gün gösterdim. Yani okullarda maalesef bu konudaki öğrencilerin boşlukları kendi ajansı olan damadımda da gördüm. O da grafik mezunu, zaten kendisi söyledi bize bunları o konuda dersi olan hocanın sadece linol baskı ve serigrafi baskı öğrettiğini… Sordum ona, revolta baskı nedir, yani makas makas, İzmir’de tersinde tumba yani etek makas bilmiyordu ama hoşuma giden bilmediği şeyi öğrenmek için bana sorması ve bugün evde de ders yapmamdı. Şimdi İstanbul’da kartviziti tek olarak verirsin onlar kağıt ölçülerine göre,basacağı miktara göre matbaa ayarlar… Ama İzmir’de veya Anadolu’da,montajına kadar siz yapıp kroslarına kadar siz koyarsınız. Herkes İstanbul’da çalışacak diye bir şey yok,daha bugün bu anlattığım şeyleri yaşadık.

Alaylı grafikerlerden söz açılmışken, günümüzde bazı eğitim almamış grafikerler “eğitim önemli değildir, diploma nedir ki?” diyorlar ve “asıl olan Allah vergisi yetenektir” diyorlar. Bunlar eğitimlerini internet üzerinden ve birbirlerine sorarak aldıklarına inanıyorlar. Bu konudaki yorumlarınızı alabilir miyim?Bir takım alaylıların üye oldukları web siteleri üzerinden gençlerin birlerine nasıl olmuş diye sorarak grafik eğitimi almaları mümkün müdür? İkincisi, program biliyorum öyleyse grafikerim demeleri ne kadar doğrudur?

Böyle bir şey mümkün değildir.Eğitimi alacağı eğitim kuruluşu veya usta çırak ilişkisiyle, eğitim almadan yapılan grafik, sadece program bilgisiyle yapılabilmesi mümkün değildir. Eğitimde sadece görsellik de önemli değildir. O görselliği besleyecek sloganı, metinleri dahi ortaklaşa bir ajansta çalışılacak olursa ,bazen metinden grafik, bazen de grafikten metin çıkartılarak bütünlüğü sağlamak mümkündür. Bizim işimizde doğuştan yetenekli lafı çok yanlış olduğu gibi tüm sanat dallarında da yanlıştır. Antrenmansız, bilgisiz yapacağınız koşudan alınan performansa benzer. Eğitim şarttır,eğitimsiz yapılan hiç bir şeyden iyi sonuç almak mümkün değildir.

Hocam, eğitimsiz grafikerler; “okul bir şey vermiyor ki”, gerekçesine sarılıyorlar ve bu yüzden “eğitim değil yetenek önemlidir” tezine sarılıyorlar, belki de kedinin erişemediği ciğere mundar demesi gibi değerlendiriyorlar. Öte yandan bir çok üniversitenin grafik bölümünden mezun olmuş bir çok genç arkadaşlar var ki, onlarla yazışıyorum, elimde belgeleri var, onlar da aldıkları (daha doğrusu alamadıkları) grafik eğitiminden ve piyasanın kendileriyle dalga geçtiğinden, şikayet ediyorlar.

Şimdi; a) Sizin zamanınızda okul bitirdiğinizde böyle dalga geçilmelere tanık oldunuz mu ve okuldan mezun olduğuna pişman oldunuz mu?

Ayrıca b)- Şimdiki üniversitelerin, meslek yük.okullarının Grafik eğitimini nasıl buluyorsunuz, kendi okulunuzda sizin mezun ettiklerinizin dışındaki mezunların kalitesini nasıl buluyorsunuz, mezunların durumu mesela bir TATBİKİ; bir UESYO zamanındaki gibi mi?

Bana göre eğitimi almak istemiyorlar. Biz toplum olarak kendi yaptığımız hataları görmeyip hataları başkasına yüklemesini seven bir toplumuz. Tabiî ki eğitim kalitesi düştü, bizim kuşağımız çok hatalı bir nesil yetiştirdi. Ama kabahatlisi de bizleriz, hep biz çektik çocuklarımız çekmesin mantığıyla hareket eden ve korumacı kollamacı bir eğitim sistemiyle yetiştirdik çocuklarımızı, ürün bizim ürünümüz. Burada eğitim sistemindeki sıkıntı şudur; yetenek sınavıyla alınan çocukların bir çoğu devlet üniversitelerine istedikleri bölümü tutturamayınca, haa oğlum, kızım al şu parayı git evimize de yakın veya imkanlar doğrultusunda başka şehirlerden gelen ama grafik isteğiyle uzaktan yakından alakası olmayan çocuklarımızla karşılaşıyoruz ve maalesef ki özel üniversitelerde müşteri mantığıyla hareket ederek kaçırmayalım ki öğrenci gelirse alalım, bölümü açmak içinde en az üç öğretim üyesine ihtiyaç var deyip, diğer bölümlerde olan hocaları o bölüme adapte ederek bölümü oluşturmaya kalkarsa daha fazla bir şey beklenemez. Bende Mimar Sinan’dan mezunum biz de çıktığımızda teknik bilgilere sahip değildik. Bu gün ki kadar uygulamalı eğitim alabilme imkanımız dahi yoktu ama hepimiz bu yaşamda yerlerimizi almayı becerdik. Öğrencilerin en büyük kabahatlerinden biri her şeyi okuldan alabileceklerini düşünerek yaptıkları stajları dahi göstermelik yaptıklarına dahi şahit oldum. Ama burada yine korumacı kollamacı bizim kuşağımız olan babalarının acıma duygularıyla çocuklarına dışarıdan yerler bulup laf olsun stajları yaptırmaları… Bizim dönemimizde de stajları yaptık ama hocalarımız ve babalarımız bizi daha fazla zorlayıp piyasa tecrübelerini kazanmamıza neden oldular. Daha evvelki yazılarımda da söylediğim benim lafım olan ‘’İLGİSİZ BİLGİ,OLMAZ’’. Okuduğunuz ama bilginiz olmadığı her konuda insanların dalga geçmelerine neden olacaksınız. Tabiî ki bizde ilk işe başladığımızda eleştirilere ve dalgalı sözlere tabi kalmışızdır,ama her eleştiriyi dikkate almışızdır. Ben eleştirdiğim öğrencimin aynı hatayı yaptığını ve eleştiriyi ciddiye almadığını eğitim kısmında bile çok gördüm. Maalesef kendi okulumda değil bütün özel üniversitelerde bu söylediklerimi görüyorum. Eğitim konusunda çok az öğrenci yarın duyarlılığını gösteriyor, yarını düşünmeden bugünü yaşamak ,yarına yatırım yapmamak anlamına geldiğini maalesef düşünemeyen çok gencimiz var. Bu sadece bizim bölümlerimizde değil üniversitelerin tüm bölümlerinde mevcut. Zaman zaman başka bölümlerin hocalarıyla sohbet ederken onlar da aynı şeylerden yakınıyorlar.

Sayın Hocam, şu anda TGDD dışında da bazı meslek örgütleri veya dernekleri, meslek kurum ve kuruluşları var. Kuşkusuz onların da mesleğe katkıları var. Bu kurumları da günahıyla sevabıyla kısaca değerlendirir misiniz?

Grafik mesleğiyle ilgili birçok kuruluşları izledim,maalesef bir dönem daha iyi giden kuruluşların, deminki eleştirilerimdeki duyarsızlık kısımları, bu kurumlara da yansımış olduğunu gözledim. TGDD‘nin, açık söylemek gerekirse, mesleki duyarlılığı konusunda daha çaba sarf ettiğini gözleyip, buraya üye oldum. Çünkü bazı kurumlarda körler sağırlar, birbirini ağırlar düşüncesi mantığı üye olduğum kurumlardan ayrılmama neden oldu.

Değerli Hocam, hepimiz biliyoruz ki; yaşı elliyi bulmuş grafik tasarımcılar artık kolay kolay iş bulamıyorlar.Sizce bunun sebebi nedir? Niye genç grafikerler tercih ediliyor? Yaşlı grafikerler grafik tasarımda eski trendlere takılıp kalmışlar, kendilerini yenileyemiyor diye mi? Yoksa yaşlılar fazla maaş mı istiyorlar? Gençler hem ucuz hem daha mı kaliteli? Yoksa yaşlı grafiker kendini ezdirmiyor mu? Patronun derdi iyi tasarım elde etmek mi, yoksa grafikeri ezmek mi, ne dersiniz? Mesela bizim yaşlarda bir grafiker dostumuz 10 aydır işsiz ve diyor ki; “20 yıldır ilk kez işsiz kalıyorum ve aldığım maaşın yarısına çalışmaya razıyım, yine de iş bulamıyorum”… Hocam buna ne diyorsunuz?

Yaş konusunda işletmeler maalesef gençlerin daha dinamik olacağı konusundaki yanlışı, tecrübenin çok önemsenmediği, gencin aldığı tecrübenin onlara yeterli olacağı mantığı işletmelerin günlük ve anlık olması, kurumsal olamamalarına neden oluyor. İyi bir işletme tabi ki gençlerin performanslarından faydalanacak ama mesleki tecrübenin danışmanlık seviyesine ulaşmış yaş gruplarından da çok faydalanabilmesi o kurumun kurumsallaşmasını getirecektir. Ama daha önceki yazılarımda da söylediğim gibi sadece bizim mesleğimizde değil bilgisizce iş yapmak maalesef tüm meslekleri kapsamış durumda.

Bir anektod ekleyeyim, 2000’li yılların başında işsiz kalmıştım. Aylarca iş bulamadım, o yıllarda oğluma bir Rus bakıcı bayan bakıyordu ve İstanbul Metro’sunun logosunu benim yaptığımı biliyordu. Metroya para vererek bindik, bunun üzerine; sen Moskova Metrosunun logosunu yapsaydın torunun bile Metroya bedava binerdi. Sen hem para veriyorsun hem de işsiz kalıyorsun. Moskova’da 45 yaşından genç olanları art direktör olarak kabul etmiyorlar, seni ise yaşlısın diye işe almıyorlar. Niçin genç arıyorlar, bilgisayarı sırtına yükleyip on kat çıkartıp indirecekler mi? demişti. Hocam bu hususta diyecekleriniz var mı? Mesela iki toplum arasındaki eğitim, sanat ve kültür farkı? Rus veya Alman veya Japon reklam grafikçileri arasında anlayış farkı mı var, yoksa müşteriler arasında yahut grafiker patronları arasında mı anlayış farkı var?

Bir önceki soruda cevapladığım gibi genç olmanın verdiği dinamizm bizim yaşlarımızdaki insanlarda bulamadıkları düşüncesiyle birlikte sana vereceği parayla gencin alacağı para arasındaki farkı düşünerek günlük yaşam hesapları maalesef kurumların fazla ilerleyemediklerini, ilerledik diyenlerin ise çok daha iyi yerlere gelebilmelerini bizim yaş grubuna verecekleri maaşlarla riske edeceklerini düşünen işletme mantığı, hani diyorlar ya Almadan vermek Allaha mahsustur diye, Allah bile bizde iyi insan ,dürüst, yardımlaşmayı seven, diğer canlılardan ayırdığı aklımızı kullanmamız istiyor. Yani Allahın da bizden istedikleri doğrultuda bize bir şeyleri nasib ediyor.

Yaptığımız işlerin önemsenmemesi de yine bizim sektörün ve bizlerin kabahatleri piyasamızı çok düşürüp komik fiyatlara mesleğimizin değerini düşürmemiz,Mimarlar gibi bir odamızın olmaması, imza yetkisine sahip olamamamız bizlerin kabahati.

Hocam son olarak; Dünyaya yeniden gelseniz tekrar grafiker olmak ister misiniz? Grafikerliği Türkiye’de mi yoksa Avrupa’da veya Amerika’da mı yapmak istersiniz?

Tekrar dünyaya gelsem Grafiği kendi ülkemde yine seçerdim ama bizim 2000 yılına kadarki Grafik sektörünün içindeki zamanda, bugün değil. Yaptığımız hiçbir işin değeri kalmadı, o zamanlar yapılan işler bana daha keyif veriyor, insani duygular farklıydı, şimdi sadece para, para, para, maalesef tüm maneviyatımız para üzerinden yürüyor, Allahı da,dini de kullanıyorlar para için, Atatürkü de.

Sayın Nuri Sezer hocam, bir TGDD üyesi olarak değerli cevaplarınızla bizleri ve tüm TGDD dostlarını aydınlattınız, çok teşekkür ederiz.

Ben Teşekkür ederim sizlere hiç olmazsa biraz içimi döktüm.