Reklamcı ve Grafik Tasarımcı Faruk Çağla ile SÖYLEŞİ
Halis Görken
Sayın Faruk Çağla, söyleşimizin ilk bölümünde Reklamcıların Reklamverenlerin önce bütçesi ile ilgilendiklerini oysa sizin böyle yapmadığınızı söylüyordunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Evet Reklamcılar, potansiyel müşterilerinin önce reklam bütçeleri ile ilgilenirler. Bu; yanlıştır. Önce müşterilerinin nasıl bir reklama ihtiyaçları olduğunu öğrenmeleri, daha sonra bütçe konusuna geçmeleri lazımdır. Nasıl ki bir doktor hastasına “tedavi için geldin ama önce kaç paran var?” demiyorsa, hastanın derdini dinliyorsa, şikayetlerini anlıyorsa, reklamcının da böyle yapması gerekir. Önce müşterinin ne tür reklama ihtiyacı olduğu belirlenmeli, yani reklam tedavisinin ne olduğu tespit edilmeli, daha sonra bu tedavinin alternatif planları ve bütçelendirmesi yapılmalıdır.
Türkiye’de Reklam Hizmetleri pahalı ve ulaşılmaz gibi bir yaygın görüş var. Sanki herkes reklamcıyla çalışmaya çekiniyor gibi bir durum var, ne dersiniz?
Doğrudur. Türkiye’de kaliteli ve iyi reklam, isabetli reklam, reklamverene kâr ve prestij sağlayan reklam çok pahalıdır, gibi bir imaj çizilmiş. Gerçekten de eğer reklamı; Televizyonda ve gazetelerde reklam yayınlatmak diye ele alırsak buna reklam kampanyası denilmekte ve işin içine MEDYA YAYIN ÜCRETLERİ girmektedir. Burada fark edilmesi gereken nokta; Reklamın tasarlanmasının veya üretilmesinin PAHALI olmadığı, pahalı olanın MEDYA ve YAYIN ücretleri olduğu noktasıdır. Örnek olarak, 100 bin liraya mal olan bir reklam filmini 10 adet televizyonda yayınlatmaya kalktığınızda milyarlarca hatta trilyonlarca yayın bedeli ödemek zorunda kalıyorsunuz.
Reklam ajansları MEDYA yayınından komisyon almıyor mu?
Alıyor ama yüzde 5, yüzde 6 gibi küçük rakamlar alıyor. Reklam ajansı sadece yaratım, tasarım ve prodüksiyondan para kazanmıyor, reklamların yayınlanmasını organize ettiği için medya planı ve medya stratejisi oluşturduğu için, medya yayın bütçesi üzerinden AHP (Ajans Hizmet Payı) denilen bir komisyon alıyor. Tıpkı emlak komisyoncuları gibi.
Ucuz ve etkili reklam vermenin çaresi yok mu?
Elbette var… Mercedes’ten daha ucuz fakat aynı kalitede otomobiller olduğu gibi, yabancı ortaklı çok büyük reklam ajanslarının çok büyük ücretler karşılığında tasarladığı ve ürettiği kalitede hatta onlardan daha üstün kalitede reklamlar yapabilecek reklamcılar var… Fakat bütün mesele o reklamcıları bulabilmek… Türkiye’de ucuz fakat kaliteli hizmete ulaşmakta sıkıntı var, çünkü iletişim ve haberleşme ağları iyi çalışmıyor veya iyi kullanılmıyor. O nedenle her işin başı enformasyon diyorum. Örneğin internet teknolojimiz ya geri ya da ileri olanı çok pahalı… O yüzden Avrupa veya Amerika’da 10 dakikada indirilen bir film Türkiye genelinde iki saatte indiriliyor. Böylece bilgiye ulaşmak sıkıntılı ve zahmetli oluyor. Dünyanın en pahalı benzinini kullandığınız için İstanbul içinde dost ve arkadaş ziyaretlerine gidemez oluyorsunuz. Londra’ya uçtuğunuz fiyata Kars’a uçuyorsunuz. Böylece Kars ili ile iletişim, ticaret ve sosyal bağlar zayıflıyor. Türkiye’deki kendi öz şehriniz size yabacı bir ülkenin şehri gibi geliyor. Böyle olunca ulaşamadığınız, iletişim kuramadığınız vatandaşınız da yabancı ülke vatandaşı gibi oluyor.
Bunun reklamcılığa yansıması nasıl oluyor?
İletişim ve haberleşme hizmetleri pahalı olunca reklamcılık da ister istemez pahalı oluyor ve reklam hizmetleri tüccarın, iş adamının geneline yayılamıyor. Nasıl ki eskiden herkesin evinde telefon yoktu, buzdolabı yoktu, kapısında otomobil yoktu… Ancak çok zenginlerde vardı… Şimdi reklam vermek ve reklamcıyla çalışmak da aynı böyledir. Reklamcıyla ancak büyük iş adamları çalışabiliyor ve KOBİ dediğimiz küçük ve orta boy sanayici Reklam ve Medya fiyatlarının yüksek olması nedeniyle reklamcıyla çalışamıyor.
Az önce Reklamın Tasarım ve Üretimi pahalı değil, demiştiniz. Medya pahalı ise, Medyaya Reklam vermeden sadece tasarım ve üretim bakımından Reklam faaliyetlerinde bulunulursa yine reklam vermek pahalıya mı gelecek?
Çok güzel bir soru. Çok uluslu reklam şirketleri, Türkiye içerisindeki reklam tasarımı ve üretimini de Avrupa ve Amerika fiyatlarıyla yaptıkları için bu büyük reklamcıların reklam üretimleri de haliyle Türkiye’deki KOBİ’lere pahalı geliyor. Çünkü KOBİ’lerimiz burada, yabancı şirketlerin elde ettikleri kârları elde etmiyorlar. Arçelik gibi, Vestel gibi, Akbank gibi, İşbankası gibi büyük milli kuruluşlarımız ise gerçekten çok büyük bütçelerle çok büyük reklam ajanslarına işler veriyorlar. Onların reklamları ne kadar başarılıdır, bu da tartışılır ama şimdilik konu dışı bırakalım. Demek ki çok büyük işletmeler çok büyük reklamcılara çok büyük fiyatlarla reklam yaptırıyorlar.
Daha küçük firmalar kimlere reklam yaptırıyorlar ve fiyatlar nasıl ?
Bu daha küçük firmalara genel olarak KOBİ dersek, bunlar kaliteli ve doğru reklama ulaşmakta zorluk çekiyorlar diyebiliriz. Çünkü, küçük ölçekli reklam ajanslarında genellikle kaliteli, doğru ve isabetli reklam yapılmıyor. Küçük ölçekli reklamcılar, müşterilerinin ihtiyacı olan reklamı müşterilerine önermiyorlar. Yani olması gereken doğru tedavi yöntemlerini gösterip o konuda müşterilerini ikna edecekleri yerde, para kazanmak uğruna müşterinin olmayacak isteklerini yerine getirmek suretiyle müşterinin hoşuna giden ama işe yaramaz reklamlar yaparak müşterinin parasını çöpe atıyorlar. Bunları tıptaki ağrıyı geçici olarak kesen ama tedavi etmeyen reçetelere benzetebiliriz. Tedavi edici reklam, reklamverene ya para kazandırmalı ya prestij kazandırmalıdır. Zaten prestij de zamanla para kazandırır. O halde reklam; reklamverene kesinlikle KAZANDIRMALIDIR. Genelde yaygın bir yanlış vardır; bir çok KOBİ patronu, “henüz reklam verecek kadar para kazanmadık. Hele biraz para kazanalım, sonra reklama para harcarız”, demektedirler. Bu yanlıştır. Para kazanmak istiyorsanız reklama yatırım yapacaksınız, çünkü reklam yapmak, aslında YATIRIM yapmaktır. Önce para kazanalım sonra reklam yapalım zihniyeti, reklama ayrılan bütçeyi gereksiz harcama olarak görmektir. Önce para kazanalım, sonra tatile çıkalım deseler bu uygundur, çünkü tatil bir zevk meselesidir, ama reklam zevk meselesi değildir ve tıpkı işletme sermayesi gibi reklama sermaye ayırmak gerekir. Eğer önce para kazanıp sonra reklam yapmak isterseniz, reklamı keyfî bir olay gibi, olmasa da olur, ama olursa da zevkli olur gibi değerlendirmiş olur ve gereken önemi vermemiş olursunuz. Böyle düşünen iş adamları, reklamcının dediklerini yapmayan aksine reklamcıya dediğini yaptırmak isteyen kişilerdir ve onların yaptırdığı reklamlardan isabetli sonuçlar çıkmamaktadır. Böyle kişiler; doktora muayene olmadan ameliyat olmak isteyen hastalara benzerler. Doktora ne şikayetleri olduğunu söylemeden kendi hastalıklarını kendileri teşhis ederek bana by-pass yap, bana böbrek nakli yap der gibi bana broşür yap, broşürü de şöyle yap, şu renkte yap, şu büyüklükte yap derler. Kısaca doktor gibi tıp bilgisine, reklamcı gibi reklamcılık bilgisine sahip olduklarını düşünerek doktoru yönetmeye, reklamcıyı yönetmeye kalkarlar…
Reklamcıyı yöneten reklamveren portresi çizmiş oldunuz. Böyle reklamverenler çok mudur?
Çoktur, hem de hayli çoktur. İşte bu gruptaki KOBİ sahipleri küçük ve orta boy reklamcılara küçük paralar karşılığında kendi kafalarındaki reklamları yaptırmak isterler ve reklamcıları kendi hizmetkarları gibi görürler. Onlar için reklamcı, kendilerinin düşündüklerini hayata geçirecek birer uygulayıcıdır ve reklamcının yaratıcılığı, hayal gücü ve fikirlerinin hiçbir önemi yoktur. Önemi olan reklamverenin fikirleridir. Reklamcı; reklamverenin fikirlerini uygulamalıdır. Reklamveren para verir ve fikirlerini uygulattırır. Böyle düşünen bir çok kobi sahibi vardır ve bu kobi sahiplerinin her dediğini eksiksiz uygulayan sonuç olarak isabetsiz, etkisiz ve reklamverene kazandırmayan reklam üreten sadece reklamcının bir miktar para kazandığı ucuz reklamlar hayatımızın her alanını doldurmaktadır. Bu tip reklamcılar, reklamcılığın yüz karasıdır. Bir avukat müvekkilinin yazdıklarının aynısını hakim karşısında okuyorsa o avukat, gerçekten avukat sayılır mı? Bir doktor, hastasının yazdıklarını hastası üzerinde aynen uyguluyorsa o doktor mudur? Bir mimar; ev siparişi veren bir müşterisinin çizdiklerini aynen uygulayıp bir bina yapıyorsa o mimar mıdır? Kısaca; bir reklamcının müşterisi için çözüm üretmesi ve ona çözüme yönelik alternatif reklam stratejileri sunması gerekir. Eğer şu kadar parası varsa şöyle reklam olur, bu kadar parası varsa böyle reklam olur diye seçenekler sunması gerekir. Kısaca; iyi reklamcı önce iyi teşhis koyabilmeli, sonra da çeşitli tedavi yöntemleri geliştirebilmeli, çeşitli tedavi seçenekleri sunabilmelidir. Sonuçta karar verilen bütçeye ve reklam stratejisine göre yapılan reklam neticesinde önceden hesaplanan başarı da yakalanmış olmalıdır.
Tekrar reklam fiyatlarına dönersek, bu açıkladığınız tarzda hesaplanmış ve başarıyı yakalayan reklamlar, reklamverene pahalıya mal olur mu?
Türkiye’de iyi reklam büyük reklam ajansları tarafından yapılırsa gerçekten çok ulaşılmaz büyük paralara fatura edilmektedir. Bunun böyle olduğunu gören KOBİler de ucuz reklam yaptırmak istemekte bu kez gerçekten “ucuz reklamcılara” baş vurmakta bu kez ya bu reklamcıların elinde oyuncak olmakta ya da bu reklamcıların bir şey bilmediklerini fark ettiklerinde yukarıda söylediğim gibi bu reklamcılara kendi fikirlerini uygulattırmakta ve reklamcıyı yaratıcı ve fikir üreticisi olarak değil basit bir uygulayıcı olarak kullanmakta ve elbette çok büyük olmayan paralara hatta “ucuz” sayılan paralara hizmet almaktadırlar. Elbette elde ettikleri reklam da “ucuz” olmakta, bir işe yaramamakta, sadece ucuz reklamcıya yaşama şansı verecek kadar para kazandırmaktadır. Reklamverene ise prestij veya kâr kazandırmamakta, reklam vermekle vermemek arasında bir fark yaratmamaktadır. Zaten böyle olduğu için, reklamdan umulan fayda hasıl olmadığı için, ya da reklamdan fayda umulmadığı için; KOBİ sahipleri “önce para kazanalım, sonra reklam verelim” demektedir.
Pahalı ve iyi reklam ile ucuz ve kötü reklam arasında hesaplı ve iyi reklam yok mudur?
Vardır. İyi reklam, iyi reklamcı tarafından yapılır, ancak; iyi reklamverene yapılır. Her reklamverene yapılmaz. Kötü reklamveren, iyi reklamcının iyi reklamını da bozabilir. Reklamveren kendi para verdiği iyi reklamı kendi olmayacak istekleri nedeniyle bozabilir. Bir başka deyişle; kaliteli reklam, kaliteli reklamverene yapılır. Nasıl ki; iyi olmak isteyen bir hastanın doktoruna güvenmesi ve doktorunun dediklerini yapması gerekiyorsa, reklamverenin de reklamcının işine karışmaması gerekmektedir. Ama reklamcı da gerçekten reklamcıysa… Birçok KOBİ sahibi; kötü reklamcıların kötü reklamlarına mecburen ve haklı olarak karışmaktadır. Ama reklamcı iyi reklamcıysa, reklamveren de reklamcıya saygılıysa ve güveniyorsa makul fiyatlarla iyi reklam elde etmek mümkündür.
İyi reklamcıyı nasıl anlayacağız?
Elmasın iyisini, altının kaç ayar olduğunu kuyumcular bilir. Adamın iyisini insan sarrafı bilir… Reklamcının iyisi, yaptığı işlerden anlaşılır. Reklamcının yaptığı işleri de anlayacak, tartacak, ölçecek bir kafanın, bir zekânın ve kültürün olması gerekir. O nedenle iyi reklamcıdan iyi reklamveren anlar… Reklamcı diye matbaacıya giden, matbaadaki grafiker gencin yanına oturup ona şöyle yap böyle renk ver, şöyle büyüt, böyle küçült diye talimatlar veren, kendisini sanat yönetmeni gibi gören reklamverenler asla iyi reklamcıları tanıyamaz, tanısa bile değerini anlayamaz, iyi reklamcılarla çalışamaz. Bunlar ya kendilerini doktordan daha fazla doktor görürler ya da karşılaştıkları kötü doktorlar nedeniyle tüm doktorları kötü zannedip karşılaştıkları her doktora kuşkuyla yaklaşan hastalar gibidirler. Kısaca çok kaliteli fakat hesaplı bir otomobil almak için iyi otomobilden anlamak lazımdır. Mercedes kalitesinde fakat Mercedes’in yarı fiyatında bir çok otomobil markası vardır. Ama Tofaş fiyatına Mercedes kalitesi satın almak imkansızdır. Matbaacı fiyatına iyi reklam satın almanın imkansız olduğu gibi iyi reklamın da makul bir bedeli olmalıdır. İyi reklam, pahalı reklam değildir.
İyi reklamın kuralları var mıdır?
Vardır. Reklamcılık bir bilimdir. Tasarım, bir sanattır ama kuralları olan bir sanattır. Tıpkı mühendislik gibi, tasarımın da matematiksel kuralları vardır. Nasıl ki doktorluk mesleğinin olmazsa olmaz kuralları vardır ve o kuralları iyi bilen doktorlar iyi doktordur, reklamcılığın da bilimsel kuralları vardır ve onları iyi bilen reklamcılar da iyi reklamcıdır. Nasıl ki ticaretin de kurallarını iyi bilenlerin iyi tüccar olduğu gibi… İyi tüccar, müşterilerini kazıklayan tüccar değildir. O halde iyi doktor da hastalarını öldüren doktor değildir. İyi reklamcı da reklamverene, prestij ve kâr sağlayıcı; kısaca reklamverenin cebinden para alıcı değil, cebine para koyucu reklamları yapan reklamcılardır. Böyle reklamcılarla karşılaşmamış KOBİ patronları, önce para kazanalım sonra reklam yapalım demektedirler, çünkü onlar reklamı, ceplerinden para çıkaran faaliyet olarak görmektedirler. İyi reklamcılarla tanışmış KOBİ patronları ise; satışlarımız düştü, reklamcımızı arayalım da satışlarımızı arttırıcı reklamlar yaptıralım demektedirler. Yahut; yeni ürün çıkartıyoruz, lansman kampanyası yaptıralım demektedirler. İyi reklamveren iyi reklam kültürüne sahip kişilerdir.
Tasarım mı pahalıdır, medya mı?
Medya pahalıdır. Bir reklamcı iki şeyden kazanır. Biri tasarım veya üretim, diğeri medya ve yayın komisyonculuğudur. Sadece medya işi yapan medya ajansları da vardır. Hem prodüksiyon (yapım) hem medya işi yapan ajanslar tam hizmet ajanslarıdır. Bunların da Televizyonları veya gazeteleri yoktur. Yayın üzerinden komisyon alırlar. Sadece Medya işi yapan ve sadece yayın komisyonculuğundan gelir elde eden ajansların da gazeteleri veya televizyonları yoktur. Fakat bunlar bir televizyonun bir yıllık yayın kuşağını toptan ve ucuza satın aldıkları için, bu yayın kuşağını çeşitli reklam ajanslarına daha uygun fiyatlara bölüm bölüm kiralayarak o reklam ajansının doğrudan televizyondan kiralayacağı fiyattan daha ucuza verebilmektedirler. Tam hizmet reklam ajansı bu medya ajansıyla da çalışsa yine Ajans Hizmet Payı adı verilen komisyonunu almaktadır. Bazı KOBİler tasarımlarını veya reklam üretimlerini bir tasarımcı ajansa, medyadaki yayınlarını ise sadece medya ajansına yaptırabilmektedir. Önemli olan yaratım ve tasarımdır. Televizyonda yayınlanmak için üretilmiş bir reklam filmi, televizyon yayın fiyatlarının çok artması nedeniyle internet üzerinden SOSYAL MEDYA denilen facebook, twitter vs gibi yerlerde yayınlanabilmekte youtube gibi video sitelerinde yayın şansı bulabilmektedir. Bir gazete reklamı eğer gazete yayın fiyatları çok artarsa, toplu mail gönderimi şeklinde yüz binlerce internet alıcısına ulaştırılabilme şansına sahip olmaktadır. Bir TV reklam filminin konuşma diyalogları ufak bir uyarlama çalışmasıyla radyo reklamı şeklinde yayınlanabilmektedir. Bütün bunlar bize önemli olan şeyin önce yaratıcılık ve tasarım olduğunu göstermektedir. Yani önemli olan, asıl para etmesi gereken konsept veya fikirdir… Yani tasarımdır, yaratımdır… Ama Türkiye’de fikir en değersiz şey olduğu için o fikrin, o tasarımın kitleyle buluşma noktası olan medya, fikirden ve tasarımdan daha pahalıdır. Fikrin; ucuz ve değersiz olduğunu gösteren can alıcı iki örnek verelim. Birincisi matbaalar ikincisi dergilerdir. Bir katalog veya broşür bastıracak olan KOBİ sahibi önce tasarımcıya gitmesi gerekirken basımı yapacak olan matbaaya giderek tasarım işini de matbaanın yapması gerektiğini zanneder. Ya da hem tasarımı hem de basımı aynı yerde yaptırırsa işi daha “hesaplı” yaptıracağını düşünür. Oysa matbaacılar “reklamcı” veya “tasarımcı” değildir. Tasarımcının veya reklam ajansının tasarladığı şeyi basmakla yükümlüdürler. Yani bir diş teknisyeni, diş hekiminin ölçüsünü alıp kalıbını çıkardığı protez dişlerin dökümünü yapmakla yükümlüdür, hasta muayene edemez, diş tedavisi yapamaz… Ama her matbaa bir veya birden fazla grafiker çalıştırmakta ve bu tasarımcı olmayan, tasarım eğitimi almamış, reklamcılığı bilmeyen sadece bilgisayar kullanan bu teknik elemanlara grafik tasarımcı süsü vererek ucuzcu ve bilgisiz müşterilerin tasarım ihtiyacını bu kişilere gördürmektedir.
Dergilerde durum bunun benzeri mi?
Evet. Dergi, derlenmiş bilgi demektir. Haber ve bilginin bir arada sunulduğu seçkilerdir. Dergicilik, reklamcılık ve tasarımcılık değildir. Dergicilik öncelikle medyacılıktır, yani gazeteciliktir. Dergiciler, dergi muhabirleri, fotoğrafçıları, yazarları da Basın Kanununa tabidir ve Basın kartı sahibi olabilirler. Ama reklamcılara basın kartı verildiği görülmemiştir. Dolayısı ile bir dergi öncelikle haber, röportaj ve yorum yayınlar… Dergide yer alması gereken firma reklamlarını ise reklam ajanslarının veya tasarımcıların hazırlaması gerekir. Çünkü habercilik nasıl ayrı bir uzmanlık alanıysa, reklamcılık da ayrı bir uzmanlık alanıdır. Tıpkı diş hekimi ile diş teknisyeni farklılığı gibidir. Bir dergiyi de bir tasarımcı tasarlar… Bir KOBİ sahibi, bir dergiye firması ile ilgili bir reklam vermek istediği zaman o reklamın tasarımını, metnini, başlığını, reklamın fikrini veya konseptini reklam ajansında değil de o derginin kendi bünyesindeki o derginin mizampajını yapan grafikere yaptırırsa; dergi sayfası tasarımı yapmak ayrı iş, dergi ilanı tasarımı yapmak ayrı iş olduğunun farkına varamazsa, dikkat ediniz; dergi ilanı diye aile fotoğraf albümüne benzeyen kompozisyonlar ortaya çıkmaktadır. Bu kompozisyonlarda aslında en altta ve sağda olması gereken logo, yukarıda ve çok büyük olarak yer almakta (ne kadar büyük olursa o kadar dikkat çekeceğine inanılmakta) , ortada bir veya birkaç fotoğraf, en altta da adres bulunmakta, hiçbir başlık, hiçbir dikkat çekici ve akılda kalıcı bir ifade bulunmamaktadır. Hiçbir yaratıcı görsel düzenleme yoktur. Bu ilanları tasarlayan ve tasarlatan için dergi ilanı demek; firmanın logosu ve firmanın fotoğrafları ile firmanın adresinin bir arada bulunması demektir. Yani bir dergi sayfası büyüklüğündeki kartvizit tasarımı bize dergi reklamı diye sunulmaktadır. Ne yazık ki bu reklamlar, küçültülmüş bir afiş niteliğinden bile uzaktırlar… İyi reklamverenler ise, bu işin önemini bilmekte, ellerinde önceden hazırlatılmış ve kendi kurumsal kimliklerine uygun reklamlar bulunmakta, bu reklamları kendi çalıştıkları iyi reklamcılara yayınlanacakları dergiye uyarlatarak veya sıfırdan yepyeni dergi reklamları tasarlatarak isabetli ve etkili reklamlar yaptırmaktalar ve reklama (reklamcıya) ödedikleri para onlara prestij veya kâr olarak geriye dönmektedir. Dergi reklamı tasarımını reklamcıya değil de dergiciye yaptıran kobilerin reklamları ise sadece dergi sahibine kâr sağlamaktan öteye gidememekte, KOBİ sahibi ise reklam verdiğini sanarak avunmaktadır.
Web sitelerinde durum nasıl? Artık her firmanın web sitesi kurması mecburi olacak diye söylentiler vardı, şimdi de bu mecburiyet var mıdır?
En ucuz ve en etkili reklam aslında WEB SİTESİ SAHİBİ olmaktır. Web sitesi, her KOBİ’nin aslında internet üzerindeki BROŞÜRÜ’dür, KATALOGU’dur. Bu konuda da iyi reklamveren, iyi web sitesi sahibi olmak istiyorsa, web sitesini iyi reklamcıya yaptırmalıdır ki, iyi sonuçlar alsın.
Yeni Türk Ticaret Kanununun önceki versiyonuna göre büyük, küçük ve orta ölçekli, halka açık olan veya olmayan, hisse senetleri borsada işlem gören veya görmeyen, özel ve kamu sektörüne dahil tüm anonim şirketler denetime tabi olacaklardı. Hiçbir anonim şirket bu denetim dışı tutulmamıştı. Ayrıca, yeni TTK’nın Geçici 6’ncı maddesi ile anonim şirketlerin yanı sıra limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin de denetime tabi olacağı öngörülmüştü.
Değiştirilmeden önce internet sitesi oluşturma zorunluluğunu tespit eden yasa şu şekildeydi: Denetime tabi olan sermaye şirketleri, kuruluşlarının ticaret siciline tescili tarihinden itibaren üç ay içinde bir internet sitesi açmak ve bu sitenin belirli bir bölümünü şirketçe kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanmasına özgülemek zorundadır.
Denetime tabi olan şirketlerin kapsamı tüm şirketleri kapsamayacak şekilde değiştirilince artık internet sitesi yapma zorunluluğu da aynı şekilde değişti.
Yeni düzenlemeye göre denetime tabi olacak şirketlerin Bakanlar Kurulunca belirlenecek.
Aslında her firmanın, her KOBİ’nin web sitesi yaptırması için Devletin zorlayıcı hükümlerine gerek duymadan bu işin önemini kendiliğinden kavrayıp, iyi reklamcılara iyi web siteleri yaptırmaları gerekir.
Bu konuda dikkat edilecek husus şudur; nasıl ki her matbaacı tasarımcı değilse, her dergici tasarımcı değilse, her yazılımcı veya her bilgisayar programcısı da iyi web tasarımcısı değildir.
KOBİ’ler web sitesi yaptıracakları zaman, kendilerine basmakalıp hazır şablonlar üzerinden birbirinin kopyası web siteleri yapan ve sadece yazılım ve programdan anlayıp tasarımdan anlamayan, reklamcılık bilgisinden yoksun, sadece teknik ve mühendislik bilgisine sahip web şirketlerine değil, bünyesinde tasarımcı ve reklamcı bulunduran şirketlere web tasarımlarını yaptırmaları gerekir.
Son soru; Reklam ihtiyaç mıdır?
Son söz olarak şunu söyleyebilirim; nasıl ki her şirketin bir mali danışmanı veya muhasebecisi varsa, nasıl ki bir hukuk danışmanı veya avukatı varsa, kesinlikle bir REKLAMCISI veya REKLAM DANIŞMANI olmalıdır. Bu reklamcı; asla bir matbaacı, bir gazeteci veya dergici, yahut bir dijital baskıcı veya tabelacı olmamalı, gerçek reklamcı olmalıdır. Şunu da ilave etmeliyim; istisnasız bütün KOBİ’ler; bir reklamcıdan herhangi bir reklam hizmeti almadan önce kesinlikle ve öncelikle reklam danışmanlığı hizmeti almalıdırlar. Bunu aldıkları sırada zaten nasıl bir reklama ihtiyaçları olduğu, nasıl bir bütçe gerektiği, ne gibi alternatiflerin olabileceği gibi çözümler kendiliğinden çıkacaktır. Yani; reklam tedavisine geçmeden önce reklam teşhisinin konması için reklam tahlil ve analizlerinin yapılması şarttır. Ancak ondan sonra isabetli reklam tedavisi gerçekleşir. Unutmayın, iyi doktor, her zaman pahalı doktor değildir. Makul fiyatlarla iyi doktorlar olmasaydı millet hastalıktan kırılırdı… O halde makul fiyatlara çalışan iyi reklamcılar da vardır. İyi reklamcı ancak iyi reklamverenle çalışır. Bir şeyin iyisini ise, o şeyden anlayan anlar… Bir Osmanlıca sözle bitirelim; Marifet; iltifata tâbiidir, iltifat görmeyen marifet zâyiidir.
