Yıl 1989… Tepebaşıyla Şişhanenin kesiştiği yerde, Beyoğlu Belediyesinin karşısında tarihi bir apartmanın en üst katında reklam ajansı veya tasarım bürosu vardı. Ben de orada art direktörle grafiker karışımı bir görevdeydim. Bir de yardımcım bir genç kız vardı…

O zamanlar bilgisayar yoktu, ama Letraset dönemi de kapanmıştı. Photosatz denilen compugrafik ışık dizgi sistemiyle metrelerce uzunluktaki kağıtlara fotoğraf tekniği ile siyah beyaz olarak yazılar, metinler ve başlıklar basılırdı. Arkalarına mum sürülür ve ve satırlar, kelimeler halinde kesilerek grafik tasarıma uygun kompozisyonlar halinde, satır satır parafinli milimetrik kartonlara yapıştırılırdı.

Bu yapıştırma ve hizalama işini yapan kişilere de yardımcı grafiker veya pikajör denirdi.

İşte bu hanım arkadaşımız bu işi yapardı.

İki tane patronumuz vardı. Bir tanesi esmer ve matbaacılıktan gelen, öteki sarışın ve pazarlamacılıktan gelen iki tane beyefendi.

Aralarında çok ilginç ve akıllıca bir iş bölümü vardı. Pazarlamacılıktan gelenin çevresi genişti ve iş toplardı, iş getirirdi, iyi bir müşteri temsilcisiydi. Esmer olanın ise grafik ve matbaa tecrübesi fazla olduğu için ajansın kreatif direktörlüğünü yapar, grafik atölyeyi çekip çevirir, matbaalarla görüşür, matbaa koordinatörlüğü yapar, baskıdan, ciltten, matbaadan çok iyi anlardı. Baskı öncesi filmleri asetat denilen şeffaf tabakalara montajını çok iyi becerirdi. Biz o işi yapan matbaa elemanlarına film montajcısı derdik.

Bu patronun yakın bir arkadaşı vardı. Bu kişi; güzel sanatlar fakültesi mezunu değil fakat kreatif direktör veya art direktör havalarında bir kişiydi. Patronun sağ koluydu. Giyim ve davranışları havalıydı, burnundan kıl aldırmazdı. Patronlarla senli benli konuşur, onlara siz bana muhtaçsınız havası verirdi.

Bu kendini beğenmişliğinin yanında öteki özelliği dergi mizanpajı yapmasıydı.

Üçüncü hamur milimetrik kağıtlara dergi sayfalarını kabataslak kompozisyonlar halinde çizerdi. Sayfayı sütunlara ayırır, tükenmez kalemle veya ispirtolu kalemle başlığı yazar, fotoğraf yerlerini kutular çizerek belirler, metinlerin puntolarını belirtir, fotoğraf altı yazıların italik olacağını işaretler ve bu taslakları yardımcımız hanım kızımıza verirdi. Bayan arkadaşımız da metinleri dizgiye gönderir, gelen metrelerce dizgileri keser, milimetrik kartonlara yapıştırır, fotoğraf kutularının çerçevelerini rapidoyla çizer, sayfa kroslarını da çizer, grafik çalışmayı filmci ve renk ayrımına gönderirdi.

Benim görevim ise; orada tek kişilik reklam ajansı gibi davranmaktı. Bu; çok ilginç bir görevdi. Bu grafik atölyesi aslında dergi tasarımı hazırlayan bir grafik büroydu… Her dergide en az 15 tane tam sayfa (bazen 2 sayfa karşılıklı) dergi reklamı oluyordu ve bu dergi reklamlarının çoğu reklam ajansları tarafından dergiye hazır verilmiyordu. Mecburen bizim atölyede tasarlanması gerekiyordu…

İşte bunları tasarlamak benim işimdi.

Metni olmayana metin, başlığı olmayana başlık yazıyordum. Metin yazarlığı, kreatif direktörlük ve grafik tasarımcılık, art direktörlük artık adına ne derseniz deyin, hepsini ben yapıyordum ve bu yüzden tek kişilik ajans görevi görüyordum diyebiliyorum.

Art direktörlük yapıyordum, çünkü renkli keçeli kalemlerle illüstrasyon ve desen çiziyor, renkli bir ilanı elimle, keçeli kalemlerle, fırçayla ve ekolin boyayla yapıyor, müşteriye çok profesyonel bir taslak halinde sanki basılmış gibi sunabilecek hale getiriyordum.

Karikatürcü ve illüstratör olmam nedeniyle renkli taslağı süratle yapıyor olmamda bir avantajım daha vardı, karikatürcü olmam nedeniyle de ana çelişkiyi hemen görüp gösterebiliyor ve konsepti, ana fikri hemen oluşturabiliyordum.

Mesela gübre ve toprak firması için bir ilan yapacağımız zaman metni okuyordum, metinde çiçeğiniz 3 günde açar ifadesi varsa hemen ilanı 3 parçaya bölüyor, birinci gün fidan, ikinci gün yarım açmış çiçek, üçüncü gün tam açmış çiçek illüstrasyonu yapıyordum ve müşteriler bu espri ve buluş gücüne bayılıyordu…

Sadece müşteriler bayılmıyor, her iki patron da “iyi ki aldık bu Faruk adlı grafikeri buraya” diyordu.

Patronun sağ kolu olan havalı kişi ise bana gıcık oluyordu.
Onu oraya getiren esmer patron ise onun beni kıskandığını görüyor, bu kez patron ona gıcık oluyordu…

Havalı direktör, beni ezmeye çalışıyor, bu durum oradaki herkesin dikkatini çekiyordu.

Yardımcı grafiker bayanın, sekreter bayanın ve müşteri temsilcisinin de dikkatini çekiyordu.

Bir müşteri temsilcimiz vardı, benden 3-4 yaş genç bir kardeşimizdi. Bağırarak konuşurdu, kendisi oluklu mukavva ve kutu bıçağı ustasıydı. grafik eğitimi almamıştı, grafiker diploması yoktu. Eli kalem veya fırça tutamaz, resim çizemez, dergi mizanpajı yapamaz, amblem logo yapamaz, ambalaj tasarımı hiç yapamazdı. Ama 15 cm yükseklik, 20 cm genişlik ve 12 cm derinlikte kutu kes dediğimde kutuyu çizer, kilit yerlerini, kulaklarını ve kapağını mükemmel bir biçimde hazırlardı. Bana verir ve ben de üzerine tasarımımı yapar ona verirdim. O da müşteriye kabul ettirirdi.

Bu iş yerinde o günün parasına göre 500 lira alıyordum. Eski bir arabam vardı. Babama ait ahşap bir evin 40 m2 bir katında oturuyordum ve evlenmek üzereydim.

Bu iş yerinde çalışırken evlendim, nikah davetiyemi bu iş yeri bastı ve benden para almadı…
Eşim öğrenciydi, kira vermiyorduk, eski bir arabam vardı. Geçinip gidiyorduk…

İş yerindekilerle de geçinip gidiyorduk. Özellikle sarışın olan ve pazarlamacı olan patron beni çok seviyor, beni esmer patrona ve onun adamı olan havalı direktöre ezdirmiyordu.

Sarışın olan patron görmüştü ki, dergi reklamı gibi zor bir konuyu hem konsept bulup, hem metin yazıp hem illüstrasyon çizip hem de grafik tasarımını yapabilen çok az grafiker var ve bütün bunlar çok çabuk bir zamanda oluyordu.

Şimdi tam hatırlayamıyorum, esmer patronun havalı direktörü sanırım işten ayrıldı, işi bıraktı. Onun işlerini de ben yapmak zorunda kaldım diye hatırlıyorum.

Ben o iş yerinden ayrıldım, Ortaköy’de o zamanların isim yapmış ajanslarından birine girdim, aynı paraya…

O ajanstaki anılarımı da daha sonra anlatırım.

Ayrıldığım Şişhanedeki ajansın ortağı olan sarışın patron beni daha sonra tek başına açtığı bir işyerine 5 misli maaşla yeniden aldı. Bu da çok ilginç bir hikayedir…

Şişhanedeki ajansta yardımcı grafiker olarak çalışan bayan yine uzun yıllar aynı mesleğine devam etti.

Fakat ilginçtir; tasarım bilmeyen, eli kalem ve fırça tutamayan, sadece kutu bıçağı çizebilen müşteri temsilcisi ne oldu biliyor musunuz? Grafiker olmuş!

Neyin sayesinde? bilgisayar denilen sihirli alet sayesinde…

Ama yine de gerçekten kendini yetiştirebilmiş ve grafiker olmuşsa tebrik ederim fakat; duydum ki kendisini grafik bölümü bitirmiş mektepli grafiker diye tanıtıyormuş. Gençlere de kendisini duayen diye yutturuyormuş ama yaptığı tasarımları gören olmamış…

Faruk ÇAĞLA