Her ne kadar üniversite ve liselerde grafik eğitimi berbat ise de, grafiker adayı olan öğrenci; tipografi eğitimi almadan iyi bir logo, leke-renk-kompozisyon eğitimi almadan iyi bir afiş, reklam grafiği tasarımı dersi almadan basın ilanları ve dergi ilanları yapamaz. İllüstrasyon ve desen eğitimi almadan iyi photoshop ve adobe İllüstrator kullanamaz. Yazı ve kompozisyon dersleri almadan kartvizit yapamaz. Freehand ve Corell kullanamaz. Sayfa dizaynının temel kurallarını öğrenmeden Quark veya Indesign’ı başarılı kullanamaz.
Bu eğitimlerden geçmeyen grafiker her öğreneceği şeyi kendi kendine ve el yordamıyla deneye yanıla öğrenmeye kalkar ki, bu da ona hem yeterli gelmez hem de uzun süre alır ve daha pahalıya mal olur.
Ama ülkemizde eğitim kurumları iyice yozlaştırıldığı için ve grafik bölüm başkanları grafikerlerden seçilmediği için bu yazdığım temeller üzerinde grafik eğitimi verilmiyor ve sisli havada, bulanık suda patırtı gürültü içinde ve bir kaos ortamında kimin eli kimin cebinde belli olmadan bir acayip sistem daha doğrusu sistemsizlik içinde eğitim denilen acayip uygulamalarla öğrencilerin parası ve zamanı israf ediliyor.
Bu yanlışın karşısına da bir başka yanlış, sanki onun alternatifiymiş gibi sunuluyor. Bu alternatif de ne yazık ki grafik tasarım eğitimi eşittir grafik programları eğitimi şeklinde ortaya konuyor.
Geçen dönem ders verdiğim üniversitede bile bana “görsel iletişim tasarımı” dersinde öğrencilere sadece freehand, photoshop ve corell öğretmemi istediler. Bu programları öğretirsem “görsel iletişim tasarımı” dersi vermiş oluyormuşum. Bunları öneren bölüm başkanlarının biri gazeteci diğeri matbaacı. Grafik tasarımı ne iyi biliyorlar değil mi? Kendilerinden daha iyi bilene de tahammülleri yok.
Halbuki görsel iletişim tasarımı demek; visual communication demek olan göze dayalı tüm iletişim biçimlerinin tasarımı demek. Yani çocuklara billboard tasarlatmam gerekiyordu, web sayfasının ara yüzlerini tasarlatmam gerekiyordu, banner reklamı tasarlatmam gerekiyordu. Afiş, kitap kapağı, araç üstü giydirme tasarlatmam gerekiyordu. Bunları bırakıp program öğretmem gerektiğini söylediler. Yılda üniversiteye 7 milyar-9 milyar para ödeyen öğrenciye piyasadaki kurslarda 600 milyon ödeyerek öğreneceği şeyleri ve üstelik tasarım bilmeyen herhangi sıradan bir öğreticiden öğreneceği şeyleri, benim gibi 30 yılını bu işe vermiş bir adamın öğretmesini istediler.
Bu zihniyetle eğitim olur mu?
Benim eğitim aldığım 1975 ve 1980 yıllarında grafik bölümünü bitirmiş olmak bir ayrıcalık ve imtiyazdı. Daha yüksek maaş almanızı sağlayan bir etkendi. Bindiğimiz taksiciye grafikerim deyince taksici trafikerim anlıyordu ve kimse grafikerin ne olduğunu bilmiyordu ama, patronlarımız biliyordu ve okul mezunu adamları tercih ediyordu.
Ne olduysa bilgisayarlı tasarım döneminde oldu. Eski dizgiciler, sayfa sekreterleri, kes yapıştır yapan yardımcı grafikerler, film montaj yapanlar yani grafik ameleleri bilgisayar kullanmaya başlayıp, işler daha hızlı çıkmaya başlayınca tasarımı grafiker değil, bilgisayar yapıyormuş zannedildi. (Eli görmeyen yazıyı kalem yazdı sanırmış, ya)
Zaten bu yanlış kanaatin sonucu grafik programları öğretme işlemine grafik tasarım kursları, grafik programları bilene de grafiker denir yanlışı ve üniversitelerde bile tasarım adı altında program öğretme kepazeliği yaşandı ve halen de yaşanıyor. Bunu benden bile istediler.
Güzel sanatlar fakültelerinin bilgisayar kullanmasını bilmeyen hocalarının cehaleti ve umursamazlığına ilave olarak onların yeni teknolojiye ayak uydurmaya direnmesi ve koltuklarını kaptırmak istemeyişleri nedeniyle eski yönetim biçimi yeni teknolojik gelişmelerin, yeni sanat akımlarının ve değişime açık piyasa koşullarının başında nesli tükenmiş dinozorlar veya kelaynak kuşları gibi kaldı ve değişimi, gelişimi tıkadı…
Yenilik adına sadece doçent ve profesör olmak algılandı ve bu yüzden siyasal bilgiler profesörü sinema TV bölüm başkanı yapıldı.
Buna karşılık; şu anda sağ olsalardı, mesela Pablo Picasso veya Salvador Dali Profesör veya Doçent Doktor olmadıkları için kimse üniversite onları bölüm başkanı yapmazdı… İlla Amerika’daki bilmemne kıytırık üniversitesinden doçentlik ünvanı alması istenirdi.
İşte bu yüzden doçent olan bir siyasal bilgiler mezunu sinema ve TV bölümünün başına sırf doktorası var diye getiriliyor.
(Mesela Ali Poyrazoğlu gibi dev bir tiyatrocu doçent veya profesör olmadığı için öğretim kadrosunun en alt sıralarında yer alıyor. Müfredatta ise söz hakkı sahibi midir, onu bilmiyorum.)
İşte bu yüzden 2 aylık kurslara gün doğdu. Program bilip tasarım bilmeyen kişiler kendilerini grafik tasarımcı ilan edip dersler verdiler, seminerler verdiler, Cd çıkardılar, kitap yazdılar, dersane açtılar, parayı buldular, köşe oldular…
Bu uyanıklar; bilgisayar kullanmasını bilmeyen eski ve büyük grafik tasarımcıların yanında tıpkı aslanların avını kapmaya çalışan veya aslanların artıklarıyla beslenen sırtlanlar gibi yer alarak dayanışmaya girdiler, bu sayede kendilerine grafik tasarımcı ünvanı verdiler, grafik tasarım eğitmeniyiz dediler oysa grafik tasarım PROGRAMI eğitmeniyiz demeleri gerekirdi.
BİR TARAFTA GRAFİK KRALLARI, bir tarafta GRAFİK KÖLELERİ OLUŞTU…
Evet; bu sayede kendilerine grafik tasarımcı ünvanı verdiler, grafik tasarım eğitmeniyiz dediler oysa grafik tasarım PROGRAMI eğitmeniyiz demeleri gerekirdi…
İşin garibi, bu UYANIK kişilere grafikerlerin örgütleri ve dernekleri de sahip çıktı, birlikte davranmaya başladılar, çünkü iyi bir pazarı paylaştılar ve grafik tasarımcının sorunları kimsenin umurunda olmadı.
Bu modanın rüzgarı da 2 aylık kursları da etkiledi, program bilen ama tasarım eğitimi almamış kişiler hergün kum gibi çoğalarak grafiker yetiştiriyoruz diyen dersanelerde dersler verdiler.
Bunun karşısında grafik liseleri veya fakülteleri ise temel sanat eğitimi adı altında çocuklara guaş boya ile degrade tonlamaları yaptırmakla veya binlerce noktayı bir santimlik kağıt yüzeye kalemle vurdurarak açık koyu tonlar yaptırmayı marifet saydılar.
Bir temel sanat eğitmeni dostum var, geçenlerde telefonda konuştum. “Öğrencilerine hala 30 yıl öncesinin bilgisayar olmadan döneme ait temel sanat eğitimini veriyorsun yoksa Photoshopta, bilgisayar destekli olarak mı temel sanat eğitimi veriyorsun” diye sordum. “30 yıl öncesinin eğitimini veriyorum çünkü öğrencinin eliyle yapması gerekiyor” dedi. “Peki hiç modern teknolojiden yararlanmıyor musun?” dedim, “evet yararlanıyorum, fotokopi makinesinde fotokopi çekmesine ve çektiği fotokopiler üzerinde boyama yapmasına izin veriyoruz” dedi… Modern araç gereç diye FOTOKOPİ kullanıyormuş !!!!
Fotokopili TEMEL SANAT EĞİTİMİ ! Bilgisayarlı değil, FOTOKOPİLİ…
Fakültelerin grafik bölümü başkanları ise taa 500-600 yıl öncesinin gravür baskılarını basan, Albert Dürer dönemi taş baskıları ve Jan Gutenberg dönemi klişe baskıları basan ve bunlardan sergi açan, her sergilediği resime 3-4 milyardan başlayan fiyatlar koyan sanat sosyetesi diyebileceğimiz, piyasa ve teknolojiden uzak kalmış, adeta fanusta veya yüksek duvarların ardında fakülte adını verdikleri köşkler ve saraylarda yaşayan , soylu-senyör-kont diye nitelenebilecek günümüzün prens veya prensesleri hatta kralları haline geldiler.
Bir tarafta üniversitelerdeki bu soylu krallar… Bir tarafta piyasada grafik tasarım programlarını öğreten ama tasarım bilmeyen başka krallar…
BİRİ ÜNİVERSİTE BİLGİSAYAR PROGRAMI BİLMEYEN TASARIM KRALLARI… ÖTEKİ TASARIM BİLMEYEN PROGRAM KRALLARI…
Bunun bir değişik versiyonu da web krallığıdır.Web tasarım ve grafik tasarım eğitimi almamış, sadece asp veya diğer programlama dillerini bilen, az buçuk photoshop öğrenmiş bazı bilgisayar programcıları, yazılımcılar, hatta bilgisayar tamircisi teknisyenler ve mühendisler; kendilerini web TASARIMCISI ilan etmişlerdir. Her mahallede bulunan bilgisayar tamircilerinin camında bile web Sayfası Yapılır ilanları mevcuttur. İnternet Cafeler bile web tasarımcısı olmuştur.
Böyle KRALLIKLAR kurulmuştur.
Bunların egemenliği altında kalan grafiker milleti ARTIK grafiker amelesi olmuştur. Tarla veya bağ bahçeye benzetebileceğimiz matbaalarda, irili ufaklı tasarım ofislerinde, etiketçilerde, webçilerde ve hatta ajanslarda çalışan ırgatlaştırılmış, köleleştirilmiş grafik işçilerine, artık;
Ne mezunusun, tasarım bilir misin diye sorulmamakta…
Kaç program bilirsin, ne kadar hızlısın diye sorulmaktadır!
Tasarımı ise ya müşteri, ya da patron yönlendirmektedir.
Art direktörlük, grafik tasarımcılık, yardımcı grafikerlik yok edilmiştir, EKİP ÇALIŞMASI YOK EDİLMİŞTİR.
Üniversite HOCASINA, DEKANINA, PROFUNA, DOÇENTİNE KRİZ YOKTUR… DERSANE PATRONUNA, DERSANEDEKİ tasarım bilmeyen ama program bilen sözüm ona TASARIM HOCASINA KRİZ YOKTUR….
AMA, YILLARDIR BİTMEYEN KRİZ GEREKÇESİYLE KRİZ SADECE GRAFİKERE VARDIR !!!
Sizin tasarım bilginiz, eğitiminiz ve yeteneğiniz onlar için önemli değildir. Onlar için önemli olan sizin İTAATİNİZDİR.!
Ya müşteriye, ya da patronunuza itaat edeceksiniz, yani aklını kullanan değil, bilgisayarı kullanan KÖLE olacaksınız, AKIL ise sadece ONLARINDIR!
Peki öyleyse niçin sadece PROGRAM ÖĞRETEN KİŞİ ve KURUMLAR “biz GRAFİK TASARIM öğretiyoruz” yalanını hala ISRARLA söylemeye devam ediyorlar?
KAHRAMAN yetiştiriyoruz yalanı ile KÖLE ve ESİR yetiştirmeye devam ediyorlar.
Onlar, o krallar eğer tasarımcı yetiştirmiş olsalardı; piyasadaki patronlar veya müşteriler gerçek tasarımcının ne olduğunu görüp hadlerini bilip, tasarımı tasarımcıya bırakmazlar mıydı?
DOĞRU SORU ŞUDUR; GRAFİK OKULUNDAN veya DERSANESİNDEN mezun olan grafiker, gerçekten GRAFİK TASARIMCI olarak MEZUN OLABİLİYOR MU?
OLUYOR DA PİYASADA MUTLU OLAMIYORSA SORUN NEREDEDİR?
EĞER TASARIMCI OLARAK MEZUN OLAMIYORSA bu kez SORUN NEREDEDİR?
Şu grafik tasarım piyasasında niçin TASARIMCI DIŞINDAKİ HERKES SÖZ SAHİBİDİR DE TASARIMCI DEĞİLDİR?
İlaç alırken kararı eczacıya, ameliyat olurken kararı doktora, araba sürmeyi şoföre, elbise diktirmeyi terziye, banyo tamiratını su tesisatçısına bırakırlar da, niçin grafik tasarımcıya bu hakkı çok görürler?
Terziye nasıl bir kostüm istediklerini bildirirler ve provaya kadar çekip giderler… Dikim süresince hep terziye şunu böyle yap diye emir vermezler değil mi?
Öyleyse niye bir grafikerin bir terzi kadar veya bir oto tamircisi kadar değeri yoktur, şu modern Türkiye Cumhuriyetinde?
BUNUN NEDENİ, GRAFİK TASARIMCI YETİŞTİRİYORUZ YALANI İLE ASLINDA HİÇ DE BAŞARILI BİR TASARIM EĞİTİMİ VEREMEYEN VE TASARIMCI YETİŞTİREMEYEN KİŞİ ve KURUMLAR DEĞİL MİDİR?
Biri bu kralların ÇIPLAK olduğunu söylemezse GRAFİK EĞİTİMİN ÇARPIKLIĞI BÜTÜN ÇIPLAKlığıyla gözler önüne serilmeyecektir.
Faruk ÇAĞLA