KURTLARIN, KUŞLARIN HATTA KOYUNLARIN SÜRÜ HALİNDE BULUNUP BİRLİKTEN KUVVET ALDIĞI BİR DÜNYADA GRAFİKERLERİN BİRLİK VE BERABERLİK İÇERİSİNDE OLMALARINI VURGULAYAN DEĞERLİ ÜYEMİZ BURAK ÖZGÜN’DEN İSABETLİ BİR YAZI DAHA…
İnsanoğlu ilk çağlarda yaşamını idame ettirmek ve karşılaştığı tehlikeleri bertaraf edebilmek için örgütlü ve kollektif bir yaşam şekli ortaya koymuştur. Mısır hiyerogliflerinden tutun mağara resimlerine kadar tüm bulgularda bu kollektif yapıyı görebilirsiniz. Nihayetinde ilk insanların yaşamını devam ettirebilmesi buna bağlıdır. Bu nedenle kişiler ve kabileler arasında iş bölümleri oluşturulmuş, herkes kendi üstüne düşen işi yaparak ve birbirine yardım ederek hayatta kalmaya ve karşılaştıkları zorlukları çözmeye çalışmıştır. Bugün kırsal kesimlerde sıkça rastladığımız imece usulü yardımlaşma işte bu kollektif bilincin eseridir.
Günümüzdeki gelişmiş toplumlar ise bu kollektif şuuru kooperatif, vakıf, sendika ve dernek gibi adlarla kavramsallaştırmış, legal, hukuki ve ahlaki temellere oturtarak bütüncül hareketten elde edilen faydayı üyelerine dağıtma yoluna gitmiştir. Bu paylaşım maddi bir kazancın paylaşımı olabileceği gibi kazanılmış hakların paylaşımı veya hakların iyileştirilmesi de olabilir.
Dev bir küresel pazar haline gelmiş olan dünyamızda bedensel ve fikirsel işgücüne ihtiyacın hiçbir zaman bitmeyeceği, niceliklerinde bir değişiklik olmasa bile niteliklerinde değişimlerin yaşanarak devam edeceği tartışmasız bir gerçektir. Oyuncuların her daim arttığı bu pazarda galip gelmenin tek yolu takım oyunundan geçmektedir. Lakin buradaki takım oyunundan kastım meslektaşlarımızın bir şirket adı altında ortaklık yapmaları değil örgütlü olarak hareket etmesidir. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken husus aslında oldukça ilginç. Pazardaki oyuncular, sadece diğer oyuncularla değil, pazarı oluşturanlarla da maç yapmakta, lakin bunun farkında değiller. Pazarı oluşturanlar içinse oyuncular arasında kimin galip geldiğinin bir önemi yok. Taraf tutmuyorlar ve hemen galip gelenin safına geçiyorlar. İşte görünmeyen tehlike bu. Her iki oyuncu da yeniliyor. Sözün özü maç iki takım arasında değil, Pazar sahipleri ve pazardaki oyuncular arasında geçiyor.
Peki hal böyleyse, pazardaki oyuncuların kendi aralarında yapmış olduğu maçı birbirlerini hırpalamadan Pazar sahiplerine karşı kazanmaları mümkün mü? Kesinlikle evet. Çözüm örgütlü olarak hareket etmekten geçiyor. Pazardaki bir oyuncu olarak şunu söylemeye çalışıyorum. Oyunu biz oynuyorsak kurallarını da koyabilmeli, revize edebilmeliyiz. Çünkü örgüt bilincine sahip, birbirininin hakkını koruyan, birbirine sahip çıkan oyuncuların oynadığı bir pazarda, Pazar sahiplerinin sömürüsünden bahsedilemez.
Bizler, Grafik Tasarımcılar olarak, icra edilmesi yasal çizgilere oturtulmamış bir mesleğin oyuncularıyız.
Gerçi bu başka bir yazının konusu ama bir terzi dükkanı veya oto tamirhanesi açılmak istendiğinde ustalık belgesi gerekirken bir reklam ajansının veya grafik tasarım ofisinin açılması için 18 yaşından büyük bir T.C. vatandaşı olunması yetiyor. İşte bu yüzdendir ki yasal olarak herkesin girip çıkmasında mahzur olmayan bir sektörde -ister işçi ister işveren olunsun- para kazanabilmek ve sarfedilen emeğin hakkını alabilmek için bizleri Pazar sahiplerine karşı koruyabilecek, hakkımızı arayabilecek bir bütüncül harekete ihtiyacımız var. Bu bütüncül hareketin mesleğimizdeki karşılığı Tüm Grafikerler Dayanışma Derneği’dir. Bir olmalı, birlikte hareket etmeliyiz. Dernekleşmek birlikte hareket edebilmenin ilk adımıdır. İnanın bana mesleki kaderimizi veya kariyerimizi Pazar sahiplerinin inisiyatifine bırakacak kadar lüksümüz yok.
Burak Özgün
www.burakozgun.com
